Bu makalenin künyesi şu şekildedir;
Yılmaz Kurt, “Sivas Eyaletinde Vakıf Kurucuları (XVI. Yüzyıl)”, Her Yönüyle Sivas Kongresi’nin 100. Yılında Sivas Uluslararası Sempozyumu, Editörler: Hakan Yekbaş- Ahmet Yüksel, Okan Güven, c.1, Tarih, Sivas 2019, s. 259- 283.
ÖZET
Bu tebliğde Ankara Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi’nde yer alan yeni 388/ eski 583 numaralı Rum Evkāf Defteri kaynak alınarak Sivas (Rum) eyaletinde vakıf kuran kişilerin kimlikleri üzerinde durulacaktır.
1 Muharrem 984/ 31 Mart 1576 tarihli bu vakıf defteri 143 varaktır. Kuyûd-ı Kadîme Arşivi’nin en önemli belgelerinden birisi olan bu defter Sivas, Tokat, Zile, Niksar, Turhal, Amasya, Merzifon, Samsun, Çorum gibi önemli yerleşim birimlerini kapsamaktadır. Biz burada özellikle vakıf kurucularının kimlikleri üzerinde duracağız.
Sivas eyaletindeki vakıflar gerek vakıf kurucuları ve gerekse vakıfların tahsisatı bakımından önem taşımaktadır. Bölgede mâlikâne/ divânî sisteminin uygulanıyor olması ve Sultan Çelebi Mehmet döneminde mirî toprakların malikâne olarak verilmesi vakıfların sayısının artmasına sebep olmuştur.
Defterde yer alan en önemli vakıf, Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad tarafından kurulmuş olan Cami-i Kebîr Vakfı’dır. Hasan Paşa tarafından şehir merkezinde yaptırılan cami ve bunun akarı olarak yaptırmış olduğu hamam ise Sivas’ın diğer önemli iki tarihi yapısı olarak görünmektedir. Sivas’taki 2 cami, 3 medrese ve bir darüşşifa vakfına karşılık 17 zaviye vakfının bulunması da bölgenin stratejik önemi ile açıklanabilir.
Abdülvehhab Gazi, Şeyh Çoban, Şeyh Mirziban, Şeyh-i Erzurum, Hacı Abdurrahman, Ahi Muhammed, Ahi Emir Ahmet, Baba Şahin, Emir Arif, Melik Acem, Akbaş, Hoca Araste (= Saru Şeyh, Uzmuş ve Ali Uryân gibi zaviye kurucularının isim ve sıfatları bile gazilik ve ahilik uygulamalarının birer göstergesi sayılabilir. Şeyh Şemseddin Sivasî ise kurduğu vakfı ile defterde ayrı bir yer işgal eder.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi’nin en çok kullanılan bu önemli kaynağı, bu yoğun kullanımdan dolayı bugün son derece yıpranmış bir durumdadır. Defterin yayınlanması için yapılan teşebbüslerden ise maalesef bir sonuç alınamamıştır. Defterin en kısa zamanda tıpkıbasımı ile yayınlanması en içten dileğimizdir.
Waqf Founders in the Eyalet of Sivas ( XVI’th Century)
Abstract
This work is based on the Rum Evkâf Defteri which is numbered as new 338/ old 538 in the Kuyûd-ı Kadîme archive of Ankara General Directorate of Land Registry and Cadastre. The topic of the work is identities of waqf founders in the Eyalet of Sivas(Rum)
Waqf book which is dated as Ah 948/ G. 1576-77 is consisted of 143 leafs. The book is the one of the most important documents of Kuyûd-ı Kadime containing information about the cities like Tokat, Zile, Niksar, Turhal, Amasya, Merzifon, Samsun, Çorum which were significant settlements. In this work, we will focus on the identities of waqf founders.
Waqfs in the Eyalet of Sivas has an importance in terms of waqf founders and waqfs subsidy. In the region, implementation of malikâne/divânî system and in the reign of Sultan Çelebi Mehmed the granting of land as a mansion has led to an increase in the number of foundations.
The most significant waqf in the book is the one established by the Seljukid Sultan Alaeddin Keykubad named as waqf of Cami-i Kebîr. The mosque which was built in the city center by Hasan Pasha and bath for the expenditure of the mosque are the other important two historical buildings of the Sivas. The existence of 17 mosques in Sivas versus 2 mosques, 3 madrasas and a Darüşşifa foundation can be explained by the strategic importance of the region.
The names and adjectives of zawiya founders like Abdülvehhab Ghazi, Sheikh Çoban, Sheikh Mirziban, Sheikh-i Erzurum, Haci Abdurrahman, Ahi Muhammad, Ahi Emir Ahmed, Baba Şahin, Emir Arif, Melik Acem, Akbaş, Hoca Araste, Saru Sheikh, Uzmuş and Ali Uryân can be regarded as an indicator of the practices of veterans and ahi community. Sheikh Şemseddin Sivasî occupies a separate place in the book with his foundation.This most used source of Kuyûd-ı Kadîme archive of General Directorate of Land Registry and Cadastre is extremely worn out today due to intesive use. Unfortunately, no results have been obtained from the attempts to publish the book. It is our sincere wish that publication of book as facsimile will be done in the shortest possible time.
- 388 numaralı Rum Evkāf Defteri’nin Özellikleri
Ankara’da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Kuyûd-ı Kadîme Arşivi’nde TKG.KK.TTd.388 yeni numara ile kayıt edilen defterin eski numarası 311/ 583’dür. Hicrî 984/ M. 1576-1577 tarihini taşıyan bu evkaf defteri 143 varak olup III. Murad’ın (Saltanatı 1574- 1595) tuğrasını taşımaktadır. 12×41 ebadındaki defterin başında mukaddime ve kanunnâme bulunmadığı, buna karşılık bir fihrist eklendiği görülmektedir. Çok geniş bir alanı kapsayan Rum eyâletinde, Sivas, Tokat, Zile, Niksar, Hüseyinâbâd, Sonisa, Taşâbâd, Turhal, Mecidözü, Artukâbâd, Amasya, Gümüş, Merzifon, Ladik, Havza, Kedegra, Osmancık, Katar, İskilib, Karahisar-ı Timurlu, Samsun, Çorum, Bafra kazalarında ve nahiyelerinde bulunan vakıflar bu defterde yer almaktadır[1]. Bu kadar çok vakıf kaydını ihtiva eden bu defter birçok araştırmacı tarafından kullanılmış olduğundan son derece yıpranmış bir durumdadır. Son yıllarda araştırmalar dijital ortamda yürütüldüğü için defterin daha fazla yıpranmasının önüne geçilmiş durumdadır.
Defterde yer alan mülk ve evkaf kayıtları oldukça ayrıntılı bilgiler içermektedir. Genel olarak kaza sırası gözetilmiş vakıflar bu düzen içerisinde verilmiştir. Vakıfların veriliş formunda baş kısımlarda vakıfların ve kurucularının isimleri, nerede bulunduğu yazılmış ve hangi karyelerden ve hangi mezralardan ne kadar gelir tahsis edildiği açıklanmıştır. Bu gelirlerin malikâne veya divânî hisseleri açıklanmıştır. Vakfa dönüştürülen mülklerin ne yolla kazanıldığı ve kimden kime geçtiği çoğu zaman ayrıntılı olarak açıklanmıştır:
“Vakf-ı Mezâr-ı Hacı Şahin der Sivas
Karye-i Lodos, tâbi’-i kazâ-i Sivas
Mâlikânenin dört sehimden üç sehmi vakf-ı Hacı Şahin berây-ı türbehân ve mesâlihi’l-hallâvî fî leyâli’ş-şerîfe ber mûceb-i defter-i Sultânî fî 6
Hâsıl Gılâl Müd 4 138
El-Masraf
Be cihet-i türbehân fî yevm 1 hâliyâ der dest-i Mevlânâ Zeynel bâ berât-ı hümâyûn” [2]
Defterde Çorum ve Samsun sancaklarında yer alan kazalarda katip çoğu zaman vakıf bazlı anlatım yerine karye ve mezraların kimlerin mâlikânesi veya vakfı olduğunu anlatmayı tercih etmiştir:
“Karye-i Versek, Tâbi’-i Yavaş
Mâlikânenin sekiz sehimden beş sehmi vakf-ı Ali Çelebi vakf-ı evlâd-ı Bey, mülk, Umur Bey defterinde mâlikâne Mahmud Çelebi veled-i Bey mülkü deyu kayd olunmuş.
Karye-i Saru Alan, Tâbi’-i Yavaş
Mâlikâne vakf-ı Ahmed Bey b. Mehmed Bey”[3]
Defterde bazı gelir kaynaklarının eyaletin diğer sancaklarında bulunan vakıflara, bazen de Rum eyaleti dışında bulunan vakıflara tahsis edilmiş olduğunu görmekteyiz. Örnek olarak Amasya’da bulunan Sultan Bayezid Külliyesi masrafları için eyaletin hemen hemen her yerinden birçok vakıf geliri tahsis edilmişti[4]. İstanbul’da bulunan Firuz Ağa Camii masraflarının bir kısmı ise Firuz Ağa’nın Rum eyaletindeki vakıf gelirlerinden karşılanmaktaydı[5].
Evkâf defterimizde isimleri geçen il yazıcılar Dizdârzâde[6], Atâyî Bey[7], Umûr Bey[8], Mevlânâ Seydi[9], Tâceddin[10] ve Abdülkerimzâde[11] olarak tespit edilmiştir. “Ber mûceb-i defter-i evkâf-ı atîk” ibaresinden[12] 1576 tarihli bu defterden once de eyâlete ait bir evkâf defterinin varlığını anlamaktayız. Umur Bey, ilk Anadolu Beylerbeyi olan Timurtaş Paşa’nın 3 oğlundan birisidir[13]. Devletin ikinci defa kuruluşunda büyük rol oynamış ve bölgenin tahririnde ilyazıcısı olarak görev üstlenmiştir.
- Mâlikâne Divânî Uygulaması ve Rum Eyâleti
Osmanlı toprak sistemi içerisinde uygulamada bulunan mülk ve mâlikâne sisteminden ayrı olarak özellikle Rum eyaletinde ve Zülkadriye eyaletinde görmekte olduğumuz bir “mâlikâne-divanî” sistemi bulunmaktaydı. Normal olarak devlet memurları vergi artışı tesbiti için mâlikâne topraklarına giremedikleri halde “mâlikâne-divanî” uygulamasının görüldüğü topraklarda devlet divani hisselerinden doğan her türlü rüsumu toplamak için bu köy veya mezralara vergi memurlarını gönderebilmekteydi[14]. Mâlikâne-divanî sisteminin uygulandığı topraklarda mülk/ mâlikâne sahipleri, mülk hisselerini satabilmekte veya dilerlerse vakfa dönüştürebilmekteydiler. Rum eyaletindeki köy ve mezralarda mâlikâne hisselerinin yoğun şekilde görülmesi Ankara Savaşı’ndan sonra yaşanan Fetret Devri’nde Şehzade Çelebi Mehmed’in (Sultan I. Mehmed) kendisine taraftar toplayabilmek için pek çok köy ve mezrayı ileri gelen kişilere temlik etmiş olması ile açıklanabilir[15]. Bazı köylerin mâlikâne hissesi vakıflara tahsis edilirken bazı köylerde divanî hisseleri zeamet veya timara tahsis edilebilmekteydi[16]. Pek çok köy ve mezra ise iki baştan sultan vakıflarına veya devletin desteklediği vakıflara tahsis edilebilmekteydi[17].
Mülk ve mâlikâne toprakların vakfa dönüşmesi sürecinde Osmanlı ilyazıcıları Hasan-ı Dıraz (Uzun Hasan) fetretinde[18] ve Celâlî fetretinde[19] kayıp olan vakfiyelerin olmayışını güvenilir kimselerin şahitlikleri ile telafi etmek yoluna başvurmuşlardı. Sivas Ulu Camii’nin vakfiyesi ise defter kaydına göre “Timurlenk gâretinde” kayıp olmuştu[20].
- Rum Eyâleti’nde Selçuklu İzleri
Amasya, Niksar, Tokat, Ahlat gibi şehirler 1071 Malazgirt zaferinden sonra ilk Türk yerleşim merkezleri idi. Danişmendgazi zamanından beri burada birçok cami ve medrese yapılmış ve bunlardan bir kısmı günümüze kadar gelmiştir. 1576 tarihli Rum Evkaf Defteri’nde bu eserlerden bir kısmının kayıtlarına ulaşabilmekteyiz.
Evkaf Defteri’nde kaydına rastladığımız en önemli Selçuklu yapısı Sultan I. Alaaddin Keykubad tarafından Sivas şehir merkezinde yaptırılan Câmi-i Kebîr yani Sivas Ulu Camisi’dir[21]. Bu tarihi yapı için Rum eyaletinden pek çok köy ve ekinliğin geliri vakfa tahsis edilmiştir. Külliye hizmetleri arasında engelli yurttaşlar da unutulmamıştı: Cami için yapılan masraflar açıklanırken “Mevâcib-i meflûcîn” başlığı altında topal olan Sevindik ve felçli olan Mustafa için yıllık ödenek ayırılmış olması dikkat çekmektedir.
Çorum Cami-i Kebîri’ni ise Sultan Alaaddin’in azatlı kölelerinden Hayreddin yaptırmıştı. Hayreddin, caminin masrafları için cami yakınındaki hamamın yıllık 10.500 akçalık geliri yanında şehir çarşısındaki birçok dükkânın kira gelirini de vakf etmişti[22].
Sivas’ın önemli tarihi yapılarından Bürûciye Medresesi 1271 yılında Muzafferiddin Burûcirdî tarafından yaptırılmıştı[23]. Masrafları için Kirve, İmaret, Kaldı ve Bam köylerinin mâlikâne hisselerinin tamamı bu medreseye bağışlanmıştı. 1576 yılında medresede müderrislik yapan Mevlana Süleyman’ın günde 25 akça almakta olduğunu yine bu kaynaktan öğrenmekteyiz[24]. Medresenin 1576 yılında elde mevcut bir vakıfnamesi bulunmadığı da deftere kayıt edilmişti.
Selçuklu veziri Muinüddin Süleyman tarihte daha çok Pervane Bey olarak anılmış, ilk önce Tokat emirliği, Erzincan ser-leşkerliği gibi önemli görevlerde bulunduktan sonra II. İzzeddin Keykavus’un veziri olmuş, 1277 tarihinde Abaka Noyan tarafından idam ettirilmişti[25]. Tokat’ta bulunan Pervane Bey Medresesi, Gök Medrese diye de anılıyordu. Medrese yanındaki Dârü’ş-şifâ ve Dârü’s-sülehâ ile bir külliye oluşturmakta ve Tokat Meydan mahallesinde[26], Tokat Musallası yanında yer almaktaydı[27]. Medresenin gelir kaynakları arasında Kazâbâd ve Sonısa kazalarından birçok köy ve ekinliğin mâlikâne gelirleri bulunuyordu. Ayrıca Maraş’a bağlı Malatya kazasından Karkaven ekinliğinin 1.000 akçalık geliri de vakf edilmişti[28]. Pervane Bey’in ayrıca Amasya’da bir camii de vardı[29]
- Sivas’ın Ünlü Hasan Paşa’sı ve Eserleri
Hasan Paşa, Kanunî Sultan Süleyman’ın vezirlerinden olup Koca Hasan Paşa diye bilinir[30]. Hasan Paşa tarafından Sivas şehir merkezinde yaptırılan cami ve bunun hayratı olarak yaptırmış olduğu hamam ise Sivas’ın diğer önemli iki tarihi yapısı olarak görünmektedir. Hasan Paşa Vakfı’nın toplam geliri 44.500 akçayı bulurken bu paranın 18.500 akçası cami yakınında yaptırmış olduğu hamamın yıllık kirasından; 12.400 akçası çarşı içerisindeki 74 ayrı dükkânın kirâsından sağlanmaktaydı[31]. 1565 yılında Veled (Velid) Bey mahallesinde yaptırılmış olan bu çifte hamamın bazı kısımları bugün hâlâ ayaktadır[32]. Hasan Paşa Evkāfı, daha sonraki tarihlerde birçok yazışmaya konu olmuştur. Hasan Paşa’nın Ayşe Hatun diye bir kızının varlığını defterdeki mülk kayıtlarından anlamaktayız[33].
- Rum Eyaleti’nde Cami Vakıfları
Sivas’ın en eski yapılarından birisi olan Cami-i Atik ve Pervane Camii hakkında Selçuklu dönemi eserleri anlatılırken bilgi verilmişti. Amasya’da Ziya Paşa Bulvarı’nda cami, medrese, imaret ve şadırvandan oluşan külliye 1485- 1491 yılları arasında II. Beyazıt’ın emriyle Amasya valisi Ahmet Bey tarafından yaptırılmıştı[34]. Defterimizde bu külliye ile ilgili birçok vakıf kaydı yer almaktadır[35]. Yine bu kayıtlardan padişahların anneleri hakkında bilgi sahibi olabilmekteyiz. Vakıf kuran kadınlar kısmında bu konuda geniş bilgi verilecektir.
Tokat’ta Sultan Murad Han Gazi tarafından yaptırılan Ulu Cami[36]; yine Tokat’ta yaptırılan Sultan Mehmed Camii[37]; Çorum’daki Cami-i Kebîr[38]; Amasya’nın Gök Medrese mahallesinde Yörgüç Paşa tarafından yaptırılan Yörgüç Paşa Camii[39] sultanlar ve paşalar tarafından yaptırılmış önemli mimarî eserlerdir. Bunların yanında Koç Hüseyin Bey[40], Melik İsmail, Hacı Hüseyin Bey, Gülâbî Bey, Hacı Çelebi ibni Mevlana Ahmed Çelebi (Es-Samsunî) Sancıdı Çelebi; Şeyh Ahmed bin Derdyar[41] ve Şükrullah Çelebi tarafından yaptırılan cami[42] ve Cami-i Hatun diye bilinen ve halk arasında Takyeciler Camii diye de anılan cami ise ileri gelen beyler ve hatunlar tarafından yaptırılmış olan camilerdendir.
Rum Evkaf Defteri’nde adından en çok söz edilen kişi Yörgüç Paşa’dır. Defterde doğrudan veya dolaylı olarak 82 ayrı yerde Yörgüç Paşa’nın ismi geçmektedir. Yörgüç Paşa, Çelebi Mehmed zamanında yerel beyleri ve aşiretleri itaat altına alıp bölgedeki Osmanlı nüfuzunu pekiştirdi. 1414 yılında Amasya’ya atanan Şehzade Murad’ın lalalığını yaptı. 1423 yılında Rumeli Beylerbeyi oldu. Amasya’da cami, medrese, iki hamam ve imaretten oluşan bir külliye yaptırdı. Tokat’ta Hacı İvaz mahallesinde yekta bir hamam ve han; Gümüş’te bir cami; Havza’da bir imaret, Kavak’ta bir cami; İskilip’te bir hamam yaptırdı. 1442’de ölünce Amasya’daki külliyesinde bulunan türbesine defn edildi. Hızır, Mustafa, Yunus ve Molla İsa isimli 4 oğlu; Sitti ve Hundi (Hondi) Hatun isimli kızları vardı[43]. Defterimizde sadece oğlu Mustafa Bey’den, yapmış olduğu imaret vakfı dolayısıyla söz edilmektedir. Eşi Çiçek Hatun’un Edirne’de vakfı olduğu Gökbilgin tarafından bildirilmiştir[44]. Kaynağımızda kızı Hondi Hatun’un ismi bir yerde geçmekte[45] ayrıca ismi belirtilmeyen bir kızının türbesinden söz edilmektedir[46]. Bu türbenin Hondi Hatun’a veya Sitti Hatun’a mı ait olduğunu bilemiyoruz.
Çoğunlukla banilerinin isimleriyle anılan camiler yanında medrese, muallimhane, imaret gibi tamamlayıcı yapılar da eklenerek bir külliye haline getirilmekteydi. Taceddin Bey Cami ve İmareti[47]; Hüseyin Ağa (Ser-rikâbî) Cami ve Medresesi[48]; Ca’fer Çelebi Cami ve Mektebi/ Muallimhânesi[49] çok amaçlı hayrî hizmetleriyle külliye özelliği taşıyan yapılardı.
Adından sıkça söz edilen Anadolu eski Kadıaskeri Ca’fer Çelebi, Şeyhülislâm Sun’ullah Efendi’nin babası olup İskilip’te doğmuştur[50]. İskilip şehir merkezinde yaptırdığı bu yapılar doğduğu şehre bir vefa borcu olarak değerlendirilebilir. Burada sözü edilen ve 1570 yılında öldüğü bildirilen müderris Cafer Çelebi, Tacizâde Cafer Çelebi’den farklı bir kişidir. Defterimizde Anadolu eski kazaskeri Caʿfer Çelebi’nin[51] babası Taci Bey ve kardeşleri Hızır Çelebi ve Saʿdi Çelebi ile ilgili kayıtlar da bulunmaktadır[52]. Taci Bey adıyla meşhur olan Kefe Beylerbeyisi Hacı Beyzade Taceddin İbrahim Paşa[53] sahip olduğu mülkler sebebiyle defterimizde yer almıştır.
Argoma’da bulunan Doğmuş Camii’ne ise dönemin renkli simalarından Devlet Hatun tarafından vakıf geliri tahsis edilmişti[54]. Merzifon imareti için de vakıf yapan Devlet Hatun’ın Çelebi Mehmed Sultan’ın annesi ve I. Bayezid’in cariyelerinden bir valide sultan olduğunu anlamaktayız[55]. Argoma’da Hacı Çelebi ibni Mevlana Ahmed Çelebi Es-Samsunî tarafından yaptırılan caminin [56](v. 78a) ihtiyaçları için Hayrünnisa binti Hamza isimli bir hayırsever kadın 12.000 akça bağışlamıştı[57].
- Rum Eyâleti’nde Mescid Vakıfları
Rum eyaletinde, özellikle Tokat şehir merkezinde mahalle mescidi vakıfları ile mahalle avarız vakıfları birleşik vakıflar olarak görünmektedir. Mahalle halkının ortak ihtiyaçları olan ibadethane ve vergi yükü paylaşımı mahallede yaşayan insanları bir araya getirmekte ve yeni vakıfların oluşumuna imkân vermekteydi. Bu ortak amacı gerçekleştirmek için en pratik yol “nükûd vakıfları” olmaktaydı. Tokat’ın Gaybî mahallesinde yaşayan Hacı Ali isimli bir hayırsever 10.000 akçayı 10’u 11,5 üzerinden çalıştırılmak üzere vakf etmiş ve yılda 100 akçayı mahalle mescidi imamına “aşr” okumak şartıyla, 140 akçayı müezzin efendiye, 140 akça mahalle çeşmesinin işletilmesine, artan 840 akçayı ise mahalle halkının avarız vergilerinin ödenebilmesi için vakf etmişti. Sarnıcî Hasan Bey ve Fatma Hatun aynı mahalle vakfına 1200 akça; Hacı Tarakçı İbrahim ise 1.100 akça vakf etmişti[58]. Mahalle vakıfları için vakıf edilen taşınabilir mallar yanında çok miktarda ev, dükkân, bağ ve bahçe gibi taşınmaz mallar da bulunmaktaydı. Bu yüzden burada sözünü edeceğimiz mescid vakıflarının en azından bir kısmını sıradan bir mescid vakfı gibi görmemek gerekecektir.
Mescid yaptıran kişilerin adları çoğunlukla bu mescidlere ve dolayısıyla da mescid etrafında oluşan mahallelere ad olarak verilmekteydi. Mescid-i Kadı Ömer, Mescid-i Mahalle-i Etmekçioğlu, Mescid-i Kızıl Ahmed, Mescid-i Melik Danişmend Gazi, Mescid-i El-hâcc Şah Ali, Mescid-i Şahbula Hatun binti Mustafa Bey Mescidi, Mescid-i Acem, Mescid-i Masume Hatun, Mescid-i Hatice Hatun, Mescid-i Merhum Hmza Bey, Mescid-i Müncî, Mescid-i Şahkulu Çelebi (Sivas’ın Palas mahallesinde), Mescid-i Mevlana Hüssâm, Mescid-i Ahmed Subaşı, Mescid-i Selman, Mescid-i Hoca Zeynel, Mescid-i Mehmed Bey ibni Abdullah, Mescid-i Firdevs Bey, Mescid-i Hacı Ahmed Çelebi, Mescid-i Hacı Ali Bey bin Hacı Muhammed Ağa, Mescid-i Hacı İvaz Danişmend, Mescid-i Zilevî Hacı Yusuf doğrudan kişi adları ile anılan mescitlerdir.
Mescid-i Semerkandî, Mescid-i Eski Debbağhane, Mescid-i Eşkünlü, Mescid-i Hızırlık, Mescid-i Mahalle-i Başmeydan, Mescid-i Kulle-i Billur, Mescid-i Şehreküsdü gibi mahalle veya semt adıyla anılan mescidler de yapılan vakıflar sayesinde vakıf defterine geçmiş, bu sayede kendileri olmasa bile isimleri günümüze kadar ulaşabilmiştir.
Eyalette doğrudan “Vakf-ı Mescid” olarak kayıtlı 106 mescid tespit ettik. Bir kısım zaviyelerin de “Mescid-i Zaviye-i Edhem Çelebi” şeklinde çift amaçlı olarak kullanılmakta olduğu hatırlanırsa eyaletin cami ve mescid bakımından oldukça zengin bir durumda olduğunu söyleyebiliriz.
- Medrese Vakıfları
Rum eyaleti cami ve mescid bakımından zengin olduğu gibi buna paralel olarak medrese ve buk’a bakımından da zengindir. Bütün bunlar ise bölgede vakıf teşkilatının etkin bir şekilde işletilmesi ile açıklanabilir. Mülk ve mâlkâne hisselerinin çokluğu doğrudan vakıfların güçlenmesine yol açmış ve böylece XVI. yüzyılda kurulan cami, mescid ve medreseler kurucularının isimleri ile birlikte günümüze kadar ulaşabilmişlerdir.
Sultan Bayezıt, Sultan Çelebi Mehmed (I. Mehmed), Firuz Ağa, Halife(t) Gazi, Hızır Paşa, Hacı Halil, Yörgüç Paşa, Caca Bey, Erdana (Eratna) Bey[59], Hacı Murad, Düz Bedreddin (= Düz Yeğen), Hondî Hatun, Hüseyin Ağa (Ser-rikâbî), Melik Yağıbasan ibni Melik Gazi medrese kuran ve bu medreselere adlarını veren kimselerdir. Bazı medreselerin isimleri ise Hisariyye, Bürûciyye, İskilip , Kalʿa-i Tatar, Muzafferiyye, Sıraciyye, Samsun gibi adlarla anılmaktaydı. Bunlardan Burûciyye Medresesinin daha sonra halk tarafından Gök Medrese diye anılmaya başladığını daha önce açıklamıştık. Aslında Kayseri’de bulunan Hondî (Huvand) Hatun Medresesi’ne Turhal’dan vakıf geliri tahsis edildiği için Rum Evkâf Defteri’nde yer almıştır[60]. Amasya’da bulunan medrese, Medrese-i Dârüşşifâ olarak kayıt edilmiş özel bir isim verilmemiştir. İlk Türk tıp tarihi kitabının bu medresede yazılmış olması ve medreseden pek çok ünlü hekim yetişmiş olması[61] bölgenin kültürel seviyesinin yüksekliğini göstererir. Bugün Yakutiyye mahallesinde bulunan yapı ise 1308 yılında Ildız (Yıldız) Hatun tarafından yaptırılmıştır[62]. Argoma’ya bağlı Todor köyünün mâlikâne hissesi Umur Bey ve Taceddin Bey defterleri gereğince Amasya merkezdeki bu Darüşşifa’ya bırakılmıştır[63].
- Mektep ve Muallimhâne Vakıfları
1576 yılında Rum Eyaleti’nde kayıtlı iki mektebhanenin ikisinin de Çorum sancağında bulunması ilginçtir. Çorum şehir merkezinde bulunan mektebhane Şeyh Ceyleb’in adına vakfa verilmişti[64]. Kula Hacı, Aydın, Kıran, Bayır köylerinin mâlikâne hisseleri Şeyh Ceyleb Vakfına tahsis edilmiş olduğunu görmekteyiz. Hacı Sinan Mektephanesi’nde vâkıfın ruhuna cüz okunmakta ve 5 hâfız adayı günde 5 akça alarak Kur’an ezberi için çalışmaktaydı. Bu bilgiler ışığında defterde mektephane deyimi kullanılmış olsa da burası bir sıbyan mektebi olmaktan çok bir Kur’an Kursu olarak hizmet vermekteydi[65]. Tevliyet görevi ise evlâda şart edilmişti.
Kendisinden daha önce söz ettiğimiz Anadolu eski Kazaskeri Cafer Çelebi İskilib’in Yaka köyündeki malikane hissesini[66] ve Bayat’ın Çukur köyündeki[67], Koçaç köyündeki[68]mâlikâne hisselerini İskilip’te yaptırdığı cami ve muallimhanesine vakf etmişti.
Sivas’da Paşa Bey yaptırmış olduğu mescid ve dârü’t-taʿlîm için Seyyid Ahmed bin Seyyid Mehmed isimli hayırsever, Beştepe ve Alıca mezralarından vakf yapmıştı[69].
Argoma’nın Temür İnal köyünde bulunan muallimhanenin muallimi, imam ve müezzin gibi günde 2 akça almaktaydı[70]. Muallimhâne, dârü’t-taʿlîm ve mektebhâne deyimlerinin eşanlamlı olarak kullanılmış olduğu ve bunlar için ayrı bir bina olmayıp çoğu zaman mescidler ve Dârü’l-huffâzlar içerisinde faailiyet gösterdikleri anlaşılıyor. Çoğunluğunda ayrı bir muallim görevlendirilmediği imam veya müezzin olanların bu görevi yürüttükleri görülmektedir. Bu hizmetleri karşılığında ise kendilerine kurulan nükûd vakıflarından ücret ödenmekteydi. Muallimhane-i Hacı Murad[71], Muallimhane-i Hacı Mehmed[72], Muallimhane-i Muîd Hayreddin[73], Muallimhane-i Güllü Şah Hatun[74], Muallimhane-i Sinan Bey (Niksar’da)[75] eyalette bulunan muallimhanelerdendir.
- İmaret Vakıfları
Eyaletin en büyük zaviyesi Amasya’da bulunan Sultan Beyazıt Han Külliyesi içerisinde yer alan imarethane idi[76]. Beyazıt Han’ın annesi tarafından oluşturulan imaret vakfı için Turhal’dan gelir ayrılmıştı[77]. Beyazıd Paşa[78], Yörgüç Paşa[79], Enam Paşa Hatun[80], Kamer Hatun[81], Hamza Bey, Mehmed Paşa, Sinan Paşa, Yakub Paşa, Hasan Bey insanları doyurmak üzere imaret açan hayırseverler idi. Havza[82], Osmancık[83] ve Trabzon’daki[84] imaretlerin kimler tarafından açıldığı belirtilmemişti. Argoma, Amasya’da bulunan Tur Kutay İmareti’nin “ber mûceb-i defter-i Umur Bey ve Taceddin (Bey)” gereğince vakfiyeti onaylanmıştı[85].
Vakıflar sadece fakirlerin karınlarını doyurmak için kurulmuyordu. Tokat’ta bulunan bir vakıf garip ve kimsesiz olarak ölen kimselere kefen parası temin etmek için kurulmuştu. Tokat saraçlar çarşısındaki dükkânların kirasından 360 akça ve Ahmed Paşa Çarşısı’ndaki kira gelirinden yılda 90 akça bu iş için ayrılmıştı. Bu para sayesinde Tokat mahallelerinde ölen kefen parası olmayan fakirler ve Tokat Kervansarayı’nda ölen garip kimseler kimseye yük olmadan defn edilebiliyordu[86].
- Zaviye Vakıfları
Zaviyeler, gerektiğinde mescid, gerektiğinde medrese, gerektiğinde aşevi ve kervansaray gibi kullanılabilen çok amaçlı hayır kurumları idi. Stratejik bölgelerde ve yol ağlarında bu sebeple zaviye sayılarının arttığını görebilmekteyiz. İşte Rum Eyaleti de yukarıdaki çerçevede zaviyelerin çokça görüldüğü bir eyaletti.
Sivas’ın en eski zaviyesi olarak bilinen Dârü’r-Rahâ Zaviyesi’nin kurucusu Rükneddin Hattab bin Kemaleddin Ahmed, Selçuklular zamanını devlet adamlarındandır. Ömer Demirel ve İsmet Kayaoğlu’nun eserlerinde Rahti (Rahat) ailesi hakkında geniş bilgi verilmiştir[87] Zaviyenin 1320 ve 1377 tarihli kitabeleri İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Rıdvan Nafiz Edgüder tarafından yayınlanmıştır[88].
Ahi Dayı (= Ahi Kâmil), Nureddin Halife, Gül Abdal, Ahi Receb, Ahi Ali Çelebi, Ahi Muhammed Külâhdûz, Sultan Eymirci, Ahi Evran, Hacı Mahmud Çelebi, Ahi Darbhaneci, Ahi Saideyn, Baba Piri, Ahi Ahmed, Hamza Bey, Hacı Halil, Ahmed Bey, Ahi Muhyiddin, Şeyh Nusret, Doğan Eymirci, Şeyh Bahadır, Şeyh Aşık, Hacı Halil, Baba Mehmed, Fahreddin, Şeyh Eylük, Has Bey, Hasan Balım, Şeyh Murad, Hacı Bayram, Aya Sultan, Hacı Paşa, Ferhad Dede, Şeyh Yakub, En’am Çelebi, Abdal Ata, Beyler Çelebi, Turgud Şah Hatun, Şeyh Gazi, Ahiyar Ali Çelebi, Veli Şeyh, Ahi Ali, Enbiya Ali, Seydi Ali Şir, Melik Danişmed Gazi, Hızır Paşa, Alemdar, Cemal Yahya, İkbal Bey, Müsafir Bey, Ahi Paşa, Abdülvehhab Gazi, Şeyh Çoban, Derviş Yakub, Akyal Bey, Balım Sultan, Yahya Paşa, Şeyh Adil, Hoca Ali, Hacı Lü’lü, Seyyid Yahya, Ahi Yusuf Perrende, Koyun Baba, Ahi Menteşe, Şeyh Durmuş, Teslim Abdal, Erkulu Baba, Şeyh Şibli, Piri Baba, Şeyh Savcı, Saru Şeyh, Zekeriya Bey, Abdal Ata oğlu İbrahim Seydi, Ahi Ali Çaşnigir, Ahi Berrak, Ahi Celal, Ahi Emir Ahmed, Ahi Şahin, Akbaş, Ali bin Akdoğan, Ali Uryan, Aydın Ağa, Baba Şahin, El-hâcc Ahmed Dede, Elvan Çelebi, Emir Arif, Emir Mahmud Çelebi bin Emir Yusuf Çelebi Yılduzî, Hacı Abdurrahman, Hacı İbrahim Çelebi, Hacı Mahmud Çelebi, Hızır İlyas, Keremeddin bin Ebu Said, Melik Acem, Sümbül Ağa, Ömer Çelebi, Seydi Ömer, Şeyh Ali, Şeyh Ali Paşa, Şeyh Çevgi, Şeyh Deniz, Şeyh-i Erzurum, Şeyh Mahmud, Şeyh Osman, Şeyh Ozan, Şeyh Sevindik, Şeyh Şehabeddin, Şeyh Tombak, Şeyh Kulu, Şeyh Salsal, Aceb Şir, Hazret-i Sahabe-i Rumî, Şeyh Bayezid, Alaüddevle Bey oğlu Şahruh Bey, Şeyh Çuği, Hacı İvaz Paşa.
Sivas zaviyeleri içerisinde belki de en varlıklı olanı Dârü’r-raha Zaviyesi idi. Tuzla gelirleri çoğu yerde padişah hasları arasına alındığı halde Sivas’ta 4 ayrı tuzlanın geliri Dârü’r-raha Zaviyesi’ne bırakılmıştı. Bu tuzlalardan sadece Çakri tuzlasının yıllık geliri 85.426 akça idi. Vakfın yıllık geliri 167.162 akça olduğu halde harcamaları toplamı 7.600 akçaya ancak ulaşıyordu. Vakıf kasasında bulunan 159.562 akçanın nerelere harcanacağı ise alta ayrıca yazılmıştı[89]. Vakıf kaydının başındaki “hâliyâ imâret şod be emr-i Padişahi” kaydı gereğince yılda 88.495 akça imaret masrafları için ayrılmıştı. Konunun başında söylediğimiz gibi bu işlem zaviyelerin çok amaçlı hizmetleri için güzel bir örnektir. Vakıfla ilgi kayıtların sonunda zaviye kurucusunun Ahmed isimli bir kimse olduğu ve kardeşi de Abdü’l-vehhâb’ı da mütevelli tayin ettiği açıklanmıştır[90].
Zaviye kurucularından birisi olarak görülen Abdülvehhab Gazi’nin sahabelerin büyüklerinden birisi olduğu belirtilmiş ve kendisine dua edilmiştir[91]. Abdülvehhab için “ashâb”dan denilmiş olması ve “Gazi” olarak anılması onun da Malatya’daki Battal Gazi gibi Abbasiler zamanında Anadolu’da fetih hareketlerine katılan gazilerden birisi olabileceğini düşündürmektedir. 1410 yılında Türkistan’da doğan ve bir ara Tokat’ta bulunan Abdülvehhab-ı Mısrî ( İbn-i Arabşah) [92]olması daha zayıf bir ihtimal olarak görünmektedir. Abdülvehhab Gazi Zaviyesi’nde 1485 yılında Ahmed Paşa tarafından bir mescid yaptırılmıştı.1972 yılına kadar varlığını sürdüren bu mescid ne yazık ki yıktırılarak yerine 2 katlı beton bir cami yaptırılmıştır[93].
Sivas’ta bulunan diğer zaviyelerin çoğu orta halli veya küçük zaviyelerdi. Akbaş Zaviyesi’nin 630 akçalık gelirinin 270 akçası Kozviran mezrasının malikâne hissesinden gelmekteydi. Zaviye şeyhi günde 1 akça alacak ve artan para, zaviyeye konan yolcular için harcanacaktı. Zaviyeye ait geçerli bir vakıfnâme elde bulunmuyordu. İl yazıcı, eski zamanlardan beri bu vakıf gelirlerinin bu zaviye için tahsis olunduğunu gördüğü için vakfa onay vermişti[94]
Sivas şehir merkezinde bulunan Şeyh Çoban Zaviyesi için Beypınarı, Ayazma, Sünbül ve Evre köylerinin mâlikâne hisseleri tahsis olunmuştu. 2.260 akça gelirin yönetimi Şeyh Çoban’ın evladlarından Hasan Çelebi’ye bırakılmıştı. Zaviye yol üzerinde bulunuyordu ve vakfiyesi yoktu. Padişah beratı ile zaviye şeyhine günde 3 akça verildiktan sonra arta kalan akçanın yolcular için harcanması emr olundu[95]. Vâkıfın evlâdından Es-seyyid Şemseddin zaviyeyi yönetmekte iken ortaya çıkan tevliyet anlaşmazlıkları uzun yıllar boyunca sürmüş ve bununla ilgili yazışmalar evkaf defterimizde yerini almıştır[96].
Sivas şehir merkezinde bulunan Ali Uryan Zaviyesi yıllık 251 akça gelire sahip, mütevazı’ bir zaviye idi. Bu gelirin 30 akçası Ali Baba Zaviyesi yakınında bulunan bir zeminin mâlikâne hissesinden elde ediliyordu. Bir ev yeri arsasının yıllık geliri o zamanlar 3-6 akça arasında idi. Bu şekildeki 8 ev yeri arsasından yılda 41 akça elde ediliyordu. Zaviyenin elde mevcut geçerli bir vakıfnamesi yoktu. Yıllık gelir 251 akça olduğu halde zaviye şeyhinin günde 1 akça ücret alması bile mümkün olmadığından zaviyenin herhangi bir hayır işinde etkinliği olamayacağı açıktır[97].
Hacı Abdurrahman Zaviyesi de Sivas şehrinde bulunan orta büyüklükteki zaviyelerdendi. En büyük gelir kaynağı yıllık 2.500 akça mâlikâne geliri olan Ganem köyü idi. Güllük, Karaca Viran köylerinden ve Odlu Kaya, Çekül Viranı ekinliklerinden ve ayrıca bir Sultan Çiftliği mâlikânesinden vakıf için gelir tahsis edilmişti. Türbehan için 2 müd buğday ve 2 müd arpa verilmesi, arta kalan mahsulün misafirler için harcanması istenilmekteydi[98].
Sivas’ta bulunan Melik Acem Zaviyesi’nin geliri ise, diğer adı İncesu olan Veliyyüddin köyünden 700 akça ve Koç Hisar köyünden 1100 akça, Kınık ve Gulam mezralarından 300 akça olmak üzere toplam 1.500 akça idi. Gelir akça cinsinden belirtildiği halde, 2 nefer türbe-hanın her birine yılda 10 kile buğday ve 10 kile arpa verileceği yazılmıştı. Bu ödeme şekli türbe-han ücretlerinin enflasyondan etkilenmemesi için düşünülmüş olmalıdır. Atik defterde bu şekilde kayıt edilmiş olduğundan ibare aynı şekliyle 1576 tarihli deftere de aktarılmıştı[99]. Buna göre günde 2 akça zaviye şeyhine verildikten sonra arta kalan gelir yolcular için harcanacaktı.
Ahi Muhammed Külâhdûz Zaviyesi için İncüga, Molos, Süsdik köylerinin ve Gur, Kavrazlu ekinliklerinin mâlikâne hisseleri yanında Molos köyünde bulunan tuzlanın yıllık 5.000 akça hâsılı da tahsis edilmişti[100].
Ahmed Çelebi Zaviyesi’ne mâlikâne gelirleri tahsis edilen köyler Ulya, Ladincik, Görenler, Kerkemes, Tannane, Çiftlik (Ovacık) köyleri idi. Ulya köyünün mâlikâne hissesinin tamamı, diğer 6 köyün ise mâlikâne hisselerinin yarısı vakfa verilmişti[101].
Rum Eyaleti’nde 1567 yılında 150 kadar zaviyenin bulunuşu bölgenin askerî ve stratejik önemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Yukarıda Sivas sancağında bulunan zaviyelerden bir kısmı hakkında daha ayrıntılı bilgi verildi. Eyalete bağlı Amasya, Çorum, Tokat, Zile, Samsun, Ladik, Havza kazalarındaki zaviyelerin isimlerini vermiş olmayı yeterli bulmaktayız. Bu zaviyelerin tarihî fonksiyonları hakkında bölge tarihi ile ilgili çalışmalarda daha ayrıntılı bilgi bulmak mümkündür[102].
Üveys El-Karanî evladından Sultan Eymirci tarafından kurulan zaviyenim etrafında Sultan Eymirci köyü kurulmuştu. Vakıf defterinde listesi verilen vakıf köyler ve mezraların çokluğu Sultan Eymirci Zaviyesi’nin bölgedeki rolünü ortaya koymaktadır[103]. Hüseyinâbâd köyünde yer alan bu zaviye Emircem (Emirci) Sultan veya Emîr-i Çin Osman Zaviyesi olarak da geçmektedir[104]. Emirci Sultan ve zaviyesi hakkında Ahmet Yaşar Ocak tarafından müstakil bir çalışma 1978 yılında yayınlanmıştır[105].
Vakıf kurucuları arasında “Ahi” lakabı taşıyanların çokluğu bölgede 1567 yılında bile ahiliğin halen revaçta olduğunun bir kanıtı olarak sayılabilir. Ahi Ali (Samsun), Ahi Ali (Çorum), Ahi Ali Çaşnigir (Amasya), Ahi Ali Çelebi (Sivas), Ahi Berrak (Osmancık), Ahi Celal (İskilip), Ahi Dayı (Tokat), Ahi Emir Ahmed (Sivas), Ahi Evran, Ahi Hacı Ahmed, Ahi Menteşe, Ahi Muhammed Külâhdûz, Ahi Muhyiddin, Ahi Nahcivan, Ahi Paşa, Ahi Pehlivan Muhammed, Ahi Receb, Ahi Saideyn, Ahi Şahin, Ahi Yusuf Perrende ahilik geleneğini sürdürmekteydiler.
Çorumda bulunan Abdal Ata Zaviyesi’ne 13 köy ve 1 mezraadan vakıf geliri ayrılmıştı[106]. Abdal Ata, Anadolu’nun Türkmen Alevî dedelerinden birisidir. Kurmuş olduğu zaviyeye devletin divani hissesinden destek sağlamış olması Osmanlı Devleti’nin olaya bakışını göstermesi açısından çok önemlidir[107].
Çorum’da bulunan ve günümüze kadar gelebilmiş bir başka zaviye de Elvan Çelebi Zaviyesi’dir[108]. Çorum-Mecidözü yolu üzerinde Elvan Çelebi köyündeki zaviyenin 1240 yılındaki Babai isyanının lideri Baba İlyas Horasani torunu Aşık Ali Paşa oğlu Elvan Çelebi tarafından kurulmuş olduğu kabul edilmektedir[109]. Osmanlı idari taksimatında zaviyenin Amasya toprakları içerisinde bulunan ve Mecidözü’nün kuzey ve doğu sınırlarını da içerisine alan Geldiklan (Zara) nahiyesi içerisinde bulunduğu belirlenmiştir[110].
- Nükûd (Para) Vakıfları
Nakit para (nükûd) vakıfları Çivizâdenin Şeyhülislamlığı dönemine kadar ciddi bir tepki çekmeden uygulanmış ve halk arasında büyük yararlıkları görülmüştü. Çivizâde ile başlayan ve bir aralık fiilî yasaklamaya uğrayan nakit para vakıfları İskilipli büyük alim Ebussuud Efendi’nin karşı tezinin bilim dünyasında kabulü ile son bulmuştu[111]. Bölgede yapılan nükûd vakıflarının çoğunlukla mahalle mescidlerine ve türbelere yapıldığı görülmektedir. Mahalle mescitleri çoğu zaman mahalle avarız vakıfları ile birlikte çalıştırılmakta olduğundan böylece yapılan nükûd vakıfları daha geniş bir çevreye ulaşabilmekteydi.
Vakf edilen paraların “mu’âmele-i şer’iyye ile” işletilmesinin istenmesi bir anlamda “faiz” tartışmalarını önlemek için ilk tedbirdi. Vakf edilen paralar genellikle 10’u 11 hesabı üzerinden işletilmekteydi (% 10). Bazen bu oran 10’u 11,5 (% 15) olarak verilebilmekteydi. Bölgede bu oranın daha üzerinde bir uygulama görülmüyor.
Vakf edilen paraların taban sınırı ile ilgili bir kayıt yok. Çorum’da Şıhlar (Şeyhler) mahallesi çeşmesinin onarımı için yapılan nükûd vakfı sadece 100 akça idi[112]. Sivas’ın Zaim mahallesinde bulunan Mehmed Bey ibni Abdullah Mescidi Vakfı için Yakub bin Murad tarafından 500 akça; Şâdi bin İvaz tarafından ise 580 akça vakf edilmişti[113]. Bu 1080 akçadan elde edilen gelir imam ücreti için tahsis olunmuştu. Kaya Paşa binti Ahmed isimli hayırsever kadın da aynı mescit vakfına 500 akça vakf etmiş ve müezzin bulunan Mevlana Ebu Şahme’nin tasarruf etmesi isteğini Sivas Kadı Sicili’ne kayıt ettirmişti[114].
Para vakf eden kişi gelirinin mescit imamına verilmesi şart ederken bazen de kendi ruhu için belirli günlerde imamın bir cüz veya bir “aşr-ı şerîf” okumasını bu şarta ekleyebiliyordu. Sivas’ın Ferraş Mahallesi Mescidi Vakfı için 3.000 akça nakit para bağışlayan Merhûm Arslan Çavuş’un vakıf kurarken isteği bu yönde olmuştu[115].
Merhum Ali Paşa’nın oğlu olup Rum eyâleti defterdarlığı yapmış olan Merhum Mustafa Bey ise bir mescit veya türbe için değil doğrudan nükûd vakfı tesis etmişti[116]. 4.200 akça “mu’âmele-i şerʿiyye ile” yani 10’u 11 üzerinden işletilecek ve elde edilen gelirden (rıbh) 2 Flori tevliyet için verilecek, 8 Florisi ise kendisinin azatlı kölesi Rüstem bin Abdullah’ın ruhu için haftada 3 gün birer cüz okunması karşılığında cüzhan olanlara verilecekti. Vakf edilen paranın işletilmesi (murâbahaya verilmesi) görevi ise cüzhan olanlara yüklenmişti.
Evkâf-ı Hacı Piri bin El-hâcc Devletşah bin Mehmed mescit ve darü’t-ta’lîm cihetleri için Sivas Kervansarayı’nın mukataası ve 20 dükkan gelirinden yılda 4.00 akça gelir sağlanmaktaydı. Vakf edilen 2.400 akçanın ise 10’u 11,5 üzerinden “muʿâmele-i şerʿiyye” olunması şart koşulmuştu[117]. XVII. Yüzyıl için inceleme konusu yapılan 313 vakıftan 12si doğrudan para vakfı; 59’u ise çeşitli gayri menkullerle birlikte beraber yapılmış olan para vakfı idi. Bu para vakıflarından 27’si (%38) %15 ile; 16’sı (% 22) ise %10 ile işletilmesini şart koşmuşlardı[118].
Özellikle Tokat kazasında mahalle vakıflarının avarız vakıfları, mescit vakıfları olarak işletildiğini söylemiştik. Seyyan Puşan mahallesinde Uzun Hüsam 1.800 akça’yı[119]; Şam Nebbal mahallesinde mahalle halkı 300 akçayı[120]; Mescid-i Seyyid Necmeddin mahallesinde Uzun Piri isimli hayırsever 1.800 akçasını[121]; Çaşnigir Mahallesi’nden İskender bin Abdullah 900 akçasını[122] bu amaçla vakf etmişti. Tokat’ta Mescid-i Veled-i Gaybi Mahallesi’nin avarızı için 40.000 akçayı 10’u 11 üzere vakf eden Balı Çelebi’nin eşi Hatice Hatun’un bu kadar parayı nasıl biriktirdiğini bilemiyoruz[123]. Balı Çelebi’nin zengin birisi olduğundan dolayı Hatice Hatun babasının ismi ile değil de kocasının ismi ile yazılmış olduğunu tahmin edebiliriz.
Defterde Hatice Hatun’un 40.000 akçalık bu nükûd vakfı dışında 10.800[124], 13.000[125], 16.000[126], 17.500[127], 19.000[128], 20.800[129], 21.000[130], 23.000[131] ve 24.400[132] akçalık nükûd vakıfları bulunduğunu tespit ettik. Diğer nükud vakıfları çoğunlukla 10.000 akçadan daha küçük nükûd vakıflarıdır. Rum Evkaf Defteri’nde en küçüğü 100 akça en büyüğü 40.000 akça olmak üzere 450 kadar nükûd vakfı bulunmaktadır. Aynı dönemde Adana sancağında hiçbir para vakfı bulunmuyordu. Rum eyaletinde bu kadar çok para vakfı bulunmasının bir sebebi de burasının Ebussuud’un doğduğu topraklar olması ile açıklanabilir. Ama daha büyük ihtimal bölgede mülk ve mâlikânelerin çokluğu ve bunların satılarak nakit paraya dönüştürülmesi şeklinde olabilir.
Para vakfı kuranlar arasında kadınların oranının fazla oluşu dikkat çekmektedir. Bu konuda hemen aşağıda vakıf kuran kadınlar başlığı altında bilgi verilecektir.
- Vakıf Kuran Kadınlar
Osmanlı Devleti’nde eğitim ve sosyal yardımlaşma alanında büyük hizmetler gören vakıflara bizzat Osmanlı padişahları, padişah anneleri, padişah eşleri veya kardeşleri öncülük etmişlerdi. Bunlar yanında vezirlerin kendileri büyük vakıflar kurdukları gibi bazen de eşleri vakıflar kurup yönetmişlerdi. Amasya’nın şehzadeler şehri olması, Çelebi Sultan Mehmed dolayısıyla bölgede mülklerin ve mâlikânelerin fazla oluşu Sivas eyaletinde vakıf kuran kadınların da oran olarak daha faza olmasına sebep olmuştu. Aynı dönemde Adana sancağında vakıf sahipleri arasında hiçbir kadın bulunmadığı gibi, hiçbir nükûd vakfına rastlamıyoruz.
Çelebi Sultan Mehmed’in annesi Merzifon’da bulunan imaret vakfı için Argoma’nın Kameranlu köyünden hisse tahsis etmişti. Defterimizde adı yazılmayan vâlide sultan I. Bayezid’in cariyelerinden Devlet Hatun’dur[133].
Tokat şehir merkezinde “İmaret-i Hatun vâlide-i merhûm Sultan Bayezid Hân” diye kayıtlı vakfın[134] kurucusu ise II. Bayezid’in annesi Gülbahar Hatun’dur[135]. Mecidözü kazasının Kızılca, Yassı Kışla ve Orta köylerinden bu aşevine vakıf yapmıştır.
- Murad Han 1451 öldüğü zaman iki oğlu bulunuyordu. Mehmed ve henüz süt emen kardeşi Ahmed. Ahmed’in annesi İsfendiyar Bey’in ismi belirtilmeyen torunu idi[136]. İşte 388 numaralı Rum Evkaf Defteri’nden bu hatunun isminin Bülbül Hatun olduğunu anlamaktayız: “Mâlikâne vakf-ı Bülbül Hâtun vâlide-i sultan Ahmed oğlu Murâd Hân”[137]. Bülbül Hatun, Argoma’ya bağlı Kozat köyünün mâlikâne hissesine tasarruf etmekteydi. Bir başka kayıtta ise: “karye-i Gökse vakf-ı İmaret-i Bülbül Hatun valide-i Sultan Ahmed der Amasiyye”[138] ifadesinden Amasya’da bir imaret vakfının bulunduğunu anlamaktayız.
Bülbül Hatun’un Geldiklan’a bağlı Gice köyünde de mülk hissesi bulunmaktaydı[139]. Bülbül Hatun bu malikane ve mülklerinden başka babası Murad Han’ın Ulu Cami diye meşhur olan camiinde cüz okutmak üzere vakf ettiği Avşar, Kurnaz ve Anis köylerinden mâlikâne hisseleri de bulunmaktaydı[140].
Sivas’da Paşa Hatun binti Hacı İsmail bir mescid yaptırmış ve bunun yaşaması için Sinan Paşa Hamamı yakınındaki evini vakf etmişti[141]. Hurşid Hatun binti Mevlana Hasan Metin Kal’a mezrasındaki ¼ hissesini Hoca Hüssâm Mescidi vakfına bağışlamıştı[142]. Sivas’ta Hoca Ulu Bey’in kızı Ümmü Paşa Hatun zemîn-i Bezzazistan icaresinden gelen 1.880 akçayı yaptırdığı mescid için vakf etmişti[143]. Yıldızeli’nde Mahmud Çelebi’nin kızı Ayşe Hatun kendisi için bir türbe yaptırarak Fazlun köyünün mâlikâne hissesinin yarısını buraya vakf etmiş ve türbehan olanların tasarrufuna bırakmıştı[144]; İzzet Paşa Hatun[145]; Şadi Bey kızı Selçuk Hatun[146]; Şehzâde Hatun binti Mevlana Ahmed[147]; Fatma Hatun[148]; Hatice Hatun binti Taceddin (2.400 akça)[149]; Ümmü Hatun binti İbrahim (300 akça)[150]; Emine Hatun binti Receb Çelebi (5.400 akça)[151]; Devlet Paşa Hatun binti Saru Seydi ( 540 akça)[152]; Enam Paşa Hatun binti Hacı Yakub (420 akça)[153]; Hatun Ağa binti Mehmed Çelebi (1.500 akça)[154]; Ümmü Şah Hatun binti Ömer (1.200 akça)[155]; Hanife Hatun binti Ali (2.400 akça)[156]; Şah Mened Hatun binti Saru Seydi (2.000 akça)[157]; Ayşe Hatun binti Abdurrahman Çelebi (1.200 akça)[158]; Şah Nar Hatun (3.000 akça)[159]; Selçuk Hatun zevce-i İbrahim Paşa (vakf-ı türbe, der Tokat)[160]; Sitti Hatun binti Piri (3.000 akça)[161]; Sitti Hatun binti Yusuf (3.000 akça)[162]; Ayşe Hatun (900 akça)[163]; Şah Bula Hatun binti Mahmud (Tokat)[164]; Emine Hatun binti Helvacı (900 akça)[165]; Sitti Şah Hatun binti Mahmud Çelebi (720 akça)[166]; Ümmü Habibe Hatun (300 akça)[167]; Şah Bula Hatun binti Ali[168]; Huban Hatun binti Ömer Efendi (1.500 akça); Ayşe Hatun binti Hacı Musa ( 3.500 akça)[169]; Ümmü Hatun binti Yakub Fakih (1.200 akça)[170]; Selçuk Hatun binti Seyyid Sinan (2.400 akça); Zarife binti Hacı Sadreddin (1.200 akça)[171]; Sultan binti Hızır balı (300 akça)[172]; Güllüşah Hatun[173]; Mahtum Paşa Hatun binti Yusuf (Niksar)[174]; Fatma binti Hoca Ali[175]; Ümmü Hatun binti İsmail (600 akça)[176]; Ayşe Hatun binti Arif (20 sikke altın)[177]; Sitti Hatun binti İlyas[178]; Şah Huban Hatun binti Mustafa Bey[179]; Hanım Hatun[180]; Hundi Hatun binti Hasan[181]; Safa Paşa binti El-hâcc Şahgeldi (Amasya)[182]; Hatun Paşa binti Hamdi Bey[183]; Hatun valide-i Sultan Bayezıd Han (Tokat İmareti)[184]; Fatma Hatun binti Mehmed Paşa-yı Yıldızî[185]; Hatun Paşa binti Emir[186]; Şah Evc binti Bahşayış Bey[187]; Hondi Hatun binti Yörgüç Paşa[188]; Hayrünnisa binti Hamza[189]; Ayşe binti Mahmud Çelebi bin Mehmed Çelebi[190]; Paşa hatun binti Muhammed Çelebi[191]; Sitti Hatun binti Emrullah[192]; Şehzade Hatun binti Mahmud Bey[193]; Şahruz binti Bahşayış[194]; Sitti Mesâ’ binti Seydi Mahmud[195]; Tacî Hatun binti Mahmud Bey Katarî[196]; Hatice binti Şeyh Ceyleb[197]; Rukiyye Hatun binti Şeyh Muhyiddin el-meşhûrün bih Yavsî[198]; Dilaram Hatun binti Abdullah (1.000 akça)[199].
Buraya mülk sahibesi olarak geçen kadınların isimleri alınmadı. Buna rağmen yukarıdaki liste, tarihi kadın adlarımız bakımından önemlidir. Evkaf defterinde verilen bilgiler bir tür şecere kaydı olduğundan tarihi şahsiyetlerin anne ve babaları, kardeşleri, oğulları ve kızlarının isimlerinin tespiti bakımından bize önemli bilgiler sunar.
Biz bu tebliğin konusunu çok geniş olarak belirlemiş olduğumuzdan bu konuda araştırma yapacaklara ön bilgi sunmayı hedefledik.
KAYNAKÇA
BARKAN, Ömer Lutfi, “Türk- İslâm Toprak Hukuku Tatbikatının Osmanlı İmparatorluğu’nda Aldığı Şekiller: Malikâne-Divânî Sistemi I”, Türkiye’de Toprak Meselesi, İstanbul 1980.
BAŞAR, Fahamettin, “Yörgüç Paşa”, DİA, c. 43, İstanbul 2013, s. 566- 567.
DEMİREL, Ömer, Osmanlı Vakıf-Şehir İlişkisine Bir Örnek: Sivas Şehir Hayatında Vakıfların Rolü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2000.
DEMİREL, Ömer, “Osmanlı Dönemi Sivas Zaviyeleri’nin Fonksiyonlarına Dair”, Osmanlı Dönemi Sivas Şehri –Makaleler-, Sivas 1000 Temel Eser Yayınları, Sivas 2006, s. 155- 159.
Evliyalar Ansiklopedisi, c.2, Türkiye Gazetesi Yayınları, İstanbul 1992
EYİCE, Semavi, “Bürûciye Medresesi”, DİA, c.6, İstanbul 1992, s. 465.
GÖKBİLGİN Tayyib, XV-XVI. Asırlarda Edirne ve Paşa Livası Vakıflar-Mülkler-Mukataalar, İÜEF Yay., İstanbul 1952.
GÜRBÜZ, Adnan, “Elvan Çelebi Zaviyesi’nin Vakıfları, Kültür Tarihi İçerisinde Çorum Sempozyumu Tebliğleri, Uluslararası 11. Çorum Hitit Festivali, (BYY) 1991, s.125- 135.
IŞIK, Sevgi- Fatma Ayan (haz.), Defter-i Mufassal-ı Livâ-i Amasya, c.I, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Dairesi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2015.
IŞIK, Sevgi, Songül Kadıoğlu, Mehmet Yıldırır, Kuyûd-ı Kadîme Arşiv Kataloğu, TKGM Yayınları, Ankara 2012.
İNALCIK, Halil, “Mehmed I”, DİA, c. 28, İstanbul 2003, s. 391- 394.
İNALCIK, Halil, “Bayezid II”, DİA, c.5, İstanbul 1992, s. 234- 238.
KAYAOĞLU, İsmet, “Rahatoğlu ve Vakfiyesi”, Vakıflar Dergisi, c.XII, Ankara 1981, s. 1-35.
KESİK, Muharrem, “Muînüddin Süleyman Pervâne”, DİA, c. 31, İstanbul 2006, s. 91.
KURT, Yılmaz, “Hoca Ahmed Yesevî’nin Rum Eyâletindeki Zaviye Kurucuları Üzerindeki Etkileri”, Milletlerarası Hoca Ahmet Yesevî Sempozyumu Bildirileri, Yayına Hazırlayanlar: Abdülkadir Yuvalı, Mustafa Argunşah, Ali Aktan, Kayseri 1993, s. 255-270.
OCAK, Ahmet Yaşar, “Emirci Sultan ve Zaviyesi”, Tarih Enstitüsü Dergisi, c.IX, İstanbul 1978, s. 130- 180.
OCAK, Ahmet Yaşar Ocak, “Elvan Çelebi, Zaviyesi ve Vefâilik Tarikatı”, Türk Kültür Tarihi İçerisinde Çorum Sempozyumu Tebliğleri, Uluslararası 11. Çorum Hitit Festivali, (BYY) 1991, s. 119- 125.
ORBAY, Kayhan, The Financial Administration of an Imperial Waqf in an Age of Crisis: A Case Study of Bâyezîd II’s Waqf in Amasya (1594-1657), Ankara 2001.
ÖZ, Mehmet, “Amasya’nın Bir Kültürel-Siyasî Merkez Olarak Çevresiyle İlişkisi: Canik (Samsun) Örneği”, I. Amasya Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, c.I, Editör: Yavuz Bayram, Amasya Valiliği Yayınları, Amasya 2007, s. 65, 76.
ÖZCAN, Tahsin, Osmanlı Para Vakıfları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2003.
ŞAHİN, Kâmil, “Câfer Çelebi”, DİA, c.6, İstanbul 1992, s. 547- 548.
UZEL, İlter, “Erken Osmanlı Döneminde Amasyalı Hekimler”, I. Amasya Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri”, I. Kitap, 13- 15 Haziran 2007 Amasya, Etidör: Yavuz Bayram, Amasya (2007). Amasya Valiliği Yayınları, s.491-503.
UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı- Rıdvan Nafiz Edgüder, Sivas Şehri, Hazırlayan Recep Toparlı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014.
UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, c. I, 4.Bs., Ankara 1982.
VGM, Türkiye’de Vakıf Abideler ve Eski Eserler, İlaveli 2. Bs., Ankara 1983.
YILMAZ, Serpil Sönmez, Osmanlı Klasik Çağında Sivas, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2011.
YÜKSEL, Hasan, Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Hayatında Vakıfların Rolü (1585- 1683), Sivas 1998.
[1] Sevgi Işık, Songül Kadıoğlu, Mehmet Yıldırır, Kuyûd-ı Kadîme Arşiv Kataloğu, TKGM Yayınları, Ankara 2012, s. 156. Burada geçen nahiye isimleri Mehmet Öz tarafından Kelikras (Gülkiras), Geldikalan, Gedeğra şeklinde okunmuştur : Mehmet Öz, “Amasya’nın Bir Kültürel-Siyasî Merkez Olarak Çevresiyle İlişkisi: Canik (Samsun) Örneği”, I. Amasya Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, c.I, Editör: Yavuz Bayram, Amasya Valiliği Yayınları, Amasya 2007, s. 67.
[2] ED.388(1576), v. 15a.
[3] ED.388(1576), v. 88b.
[4] ED.388(1576), v.84b Karye-i Boğa, tabi’-i Geldiklan, iki baştan vakf-ı imaret ve medrese-i merhûm Sultan Bayezid der Amasiyye ; ED.388(1576), v.120b Karye-i Şahbane iki baştan vakf-ı imâret ve medrese-i Sultan Bayezid Hân tâbe serâhu, der Amasiyye ; ED.388(1576), v. 127b Karye-i Oyumca, tâbi’-i Samsun, iki başdan vakf-ı câmi’-i Sultan Bayezid Hân der Amasiyye. Bu külliye hakkında Kayhan Orbay tarafından ODTÜ’de yapılmış güzel bir master tezi 2001’de yayınlanmıştır: Kayhan Orbay, The Financial Administration of an Imperial Waqf in an Age of Crisis: A Case Study of Bâyezîd II’s Waqf in Amasya (1594-1657), Ankara 2001.
[5] ED.388(1576), v.43a.
[6] ED.388(1576), v.2b, 88b, 104b.
[7] ED.388(1576), v. 73b, 104b.
[8] ED.388(1576), v. 80b, 81a, 88a, 88b, 89a, 97b, 99a, 100a, 110a, 124b, 140a.
[9] ED.388(1576), v. 83a.
[10] ED.388(1576), v. 91a, 97b, 100a, 123a.
[11] ED.388(1576), v. 97b.
[12] ED.388(1576), v. 1b.
[13] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, 4.Bs., Ankara 1982, s.383.
[14] Ömer Lutfi Barkan, “Türk- İslâm Toprak Hukuku Tatbikatının Osmanlı İmparatorluğu’nda Aldığı Şekiller: Malikâne-Divânî Sistemi I”, Türkiye’de Toprak Meselesi, İstanbul 1980, s. 152- 153.
[15] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, s. 347; M. Öz, “Amasya’nın Bir Kültürel-Siyasî Merkez Olarak Çevresiyle İlişkisi: Canik (Samsun) Örneği”, s. 66.
[16] ED.388(1576), v. 139b: Vakf-ı Evlâd-ı Merhûm Arif Çelebi ve Evlâd-ı Melike Hatun, Karye-i Kula Hacı, tâbi’-i Çorumlu, tamâm-ı mâlikâne vakf-ı evlâd-ı Arif Çelebi ve Melike Hatun, divânî timar.
[17] ED.388(1576), v.51b: Vakf-ı Zâviye-i Melik Danişmend Gazi Der Nefs-i NİKSAR, Karye-i Avatos, tâbi’-i Niksar, iki baştan vakf-ı zaviye-i Melik Danişmend Gazi, Karye-i Koru, tâbi’-i Niksar, iki baştan vakf-ı zaviye-i Melik Danişmend Gazi.
[18] ED.388(1576), v.42b.
[19] ED.388(1576), v.49a.
[20] ED.388(1576), v.4a
[21] ED.388(1576), v. 3b, 4a.
[22] ED.388(1576), v. 131b.
[23] Semavi Eyice, “Bürûciye Medresesi”, DİA, c.6, İstanbul 1992, s. 465.
[24] Merhum S. Eyice, “Bürûciye Medresesi” makalesinde Rum Evkaf Defteri’ni kaynak olarak kullanmamış olduğundan medresenin derecesi hakkında önemli olan bu bilgiye ulaşamamıştır.
[25] Muharrem Kesik, “Muînüddin Süleyman Pervâne”, DİA, c. 31, İstanbul 2006, s. 91.
[26] ED.388(1576), v.45b.
[27] ED.388(1576), v.43a.
[28] ED.388(1576), v.4a.
[29] ED.388(1576), v.91a. Karye-i Kara Kilise, tâbi’-i Akdağ.
[30] Serpil Sönmez Yılmaz, Osmanlı Klasik Çağında Sivas, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2011, s. 49.
[31] ED.388(1576), v. 5a.
[32] S. S. Yılmaz, Osmanlı Klasik Çağında Sivas, s. 49.
[33] ED.388(1576), v. 104b.
[34] VGM, Türkiye’de Vakıf Abideler ve Eski Eserler, İlaveli 2. Bs., Ankara 1983, s. 216.
[35] ED.388(1576), v. 84b, 93a, 120b.
[36] ED.388(1576), v. 28b.
[37] ED.388(1576), v. 66a.
[38] ED.388(1576), v. 131b.
[39] ED.388(1576), v. 92b; VGM, Türkiye’de Vakıf Abideler ve Eski Eserler, s. 216.
[40] ED.388(1576), v. 69b
[41] ED.388(1576), v. 12b.
[42] ED.388(1576), v. 113b.
[43] Fahamettin Başar, “Yörgüç Paşa”, DİA, c. 43, İstanbul 2013, s. 566- 567.
[44]Tayyib Gökbilgin, XV-XVI. Asırlarda Edirne ve Paşa Livası Vakıflar-Mülkler-Mukataalar, İÜEF Yay., İstanbul 1952, s. 344.
[45] ED.388(1576), v. 76b, Eslemez köyünden gelir tahsis edilmiş.
[46] ED.388(1576), v. 114a. Divan-ı Bayır’a tâbi Kara Ağaç köyünün malikane hissesinin yarısı bu türbeye tahsis edilmiş.
[47]ED.388(1576), v. 97b.
[48] ED.388(1576), v. 79b, 95a, 98a, 113a, 143a.
[49] ED.388(1576), v. 115b, 117a.
[50] Kâmil Şahin, “Câfer Çelebi”, DİA, c.6, İstanbul 1992, s. 547.
[51] ED.388(1576), v. 116a, 116b.
[52] ED.388(1576), v. 71b: Tamam-ı mâlikânenin sekiz sehimden yedi bucuk sehmi mülk-i verese-i Taci Bey ve sekiz sehimden yedinin sülüsü mülk-i Hızır Çelebi ve Sa’di Çelebi veledân-ı Taci bey ve semenin bir buçuk rub’
[53] İsmail E. Erünsal, “Tâcîzâde Câfer Çelebi”, DİA, c. 39, İstanbul 2010, s. 353.
[54] ED.388(1576), v. 77b.
[55] H. İnalcık, “Mehmed I”, s. 391.
[56] ED.388(1576), v.78a.
[57] ED.388(1576), v. 78b.
[58] ED.388(1576), v. 26a.
[59] Erdana (Eretna, Ertana) isminin kaynağı konusunda bkz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı- Rıdvan Nafiz Edgüder, Sivas Şehri, Hazırlayan Recep Toparlı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014, s. 97. Biz bu ismin Er-Tuğrul, Er-Şahin gibi Er-dana olarak okunması görüşündeyiz.
[60] ED.388(1576), v. 67b.
[61] İlter Uzel, “Erken Osmanlı Döneminde Amasyalı Hekimler”, I. Amasya Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri”, I. Kitap, 13- 15 Haziran 2007 Amasya, Etidör: Yavuz Bayram, Amasya (2007). Amasya Valiliği Yayınları, s.492.
[62] Sevgi Işık- Fatma Ayan (haz.), Defter-i Mufassal-ı Livâ-i Amasya, c.I, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Dairesi Başkanlığı Yayınları, Ankara 2015, s. 13.
[63] ED.388(1576), v. 80b.
[64] ED.388(1576), v. 133b.
[65] ED.388(1576), v. 133b.
[66] ED.388(1576), v. 117a.
[67] ED.388(1576), v. 117a.
[68] ED.388(1576), v. 117a.
[69] ED.388(1576), v. 19b.
[70] ED.388(1576), v. 78a.
[71] ED.388(1576), v. 13b, 14a.
[72] ED.388(1576), v. 25b
[73] ED.388(1576), v. 27b
[74] ED.388(1576), v. 55b.
[75] ED.388(1576), v. 57a.
[76] ED.388(1576), v. 120b.
[77] ED.388(1576), v. 68b.
[78] ED.388(1576), v.86a, 93a.
[79] ED.388(1576), v.69b, 84b, 92b,
[80] ED.388(1576), v.76b.
[81] ED.388(1576), v. 76b.
[82] ED.388(1576), v.98b.
[83] ED.388(1576), v.111b.
[84] ED.388(1576), v.81a, 126b.
[85] ED.388(1576), v. 81a.
[86] ED.388(1576), v. 39b.
[87] Ömer Demirel, Osmanlı Vakıf-Şehir İlişkisine Bir Örnek: Sivas Şehir Hayatında Vakıfların Rolü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2000, s. 62; İsmet Kayaoğlu, “Rahatoğlu ve Vakfiyesi”, Vakıflar Dergisi, c.XII, Ankara 1981, s. 1-35.
[88] İ. H. Uzunçarşılı- R. N. Edgüder, Sivas Şehri, s. 191- 192.
[89] ED.388(1576), v. 5a.
[90] ED.388(1576), v. 7a.
[91] ED.388(1576), v. 6b.
[92] Evliyalar Ansiklopedisi, c.2, Türkiye Gazetesi Yayınları, İstanbul 1992, s. 25.
[93] S. S. Yılmaz, Osmanlı Klasik Çağında Sivas, s. 64.
[94] ED.388(1576), v. 10b.
[95] ED.388(1576), v. 7b.
[96] ED.388(1576), v. 7b- 8a arasında bulunan arz ve hüccetler.
[97] ED.388(1576), v. 10b.
[98] ED. 388 (1576), v. 8a.
[99] ED.388(1576), v. 10a.
[100] ED.388(1576), v. 8a.
[101] ED.388(1576), v. 8b.
[102] Ömer Demirel, “Osmanlı Dönemi Sivas Zaviyeleri’nin Fonksiyonlarına Dair”, Osmanlı Dönemi Sivas Şehri –Makaleler-, Sivas 1000 Temel Eser Yayınları, Sivas 2006, s. 155- 159.
[103] ED.388(1576), v. 57b.
[104]Yılmaz Kurt, Hoca Ahmed Yesevî’nin Rum Eyâletindeki Zaviye Kurucuları Üzerindeki Etkileri”, Milletlerarası Hoca Ahmet Yesevî Sempozyumu Bildirileri, Yayına Hazırlayanlar: Abdülkadir Yuvalı, Mustafa Argunşah, Ali Aktan, Kayseri 1993, s. 259.
[105] Ahmet Yaşar Ocak, “Emirci Sultan ve Zaviyesi”, Tarih Enstitüsü Dergisi, c.IX, İstanbul 1978, s. 130- 180.
[106] ED.388(1576), v. 71a, 124b, 118b, 138a.
[107] Y. Kurt, Hoca Ahmed Yesevî’nin Rum Eyâletindeki Zaviye Kurucuları Üzerindeki Etkileri”, s. 258- 259.
[108] ED.388(1576), v. 85a: Karye-i Elvan Çelebi, tâbi-i Geldiklan, Mâlikâne tamam-ı vakf-ı zâviye-i Elvan Çelebi.
[109] Ahmet Yaşar Ocak, “Elvan Çelebi, Zaviyesi ve Vefâilik Tarikatı”, Türk Kültür Tarihi İçerisinde Çorum Sempozyumu Tebliğleri, Uluslararası 11. Çorum Hitit Festivali, (BYY) 1991, s. 119.
[110] Adnan Gürbüz, “Elvan Çelebi Zaviyesi’nin Vakıfları, Kültür Tarihi İçerisinde Çorum Sempozyumu Tebliğleri, Uluslararası 11. Çorum Hitit Festivali, (BYY) 1991, s.130.
[111] Tahsin Özcan, Osmanlı Para Vakıfları, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2003, s. 30.
[112] ED.388(1576), v. 136a.
[113] ED.388(1576), v. 12b.
[114] ED.388(1576), v. 12b.
[115] ED.388(1576), v.12b.
[116] ED.388(1576), v. 16b.
[117] ED.388(1576), v.20a.
[118] Hasan Yüksel, Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Hayatında Vakıfların Rolü (1585- 1683), Sivas 1998, s. 86- 87.
[119] ED.388(1576), v.22a.
[120] ED.388(1576), v.22a.
[121] ED.388(1576), v.23a.
[122] ED.388(1576), v.23a.
[123] ED.388(1576), v.22b.
[124] ED.388(1576), v. 134b.
[125] ED.388(1576), v. 137b.
[126] ED.388(1576), v.136b.
[127] ED.388(1576), v. 138a.
[128] ED.388(1576), v.24b.
[129] ED.388(1576), v. 136b.
[130] ED.388(1576), v.24b.
[131] ED.388(1576), v.133a.
[132] ED.388(1576), v.27b.
[133] Halil İnalcık, “Mehmed I”, DİA, c. 28, İstanbul 2003, s. 391.
[134] ED.388(1576), v. 68b.
[135] Halil İnalcık, “Bayezid II”, DİA, c.5, İstanbul 1992, s. 234.
[136] İ. H. Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, s. 452.
[137] ED.388(1576), v. 79b.
[138] ED.388(1576), v. 67b.
[139] ED.388(1576), v. 86a.
[140] ED.388(1576), v. 28b.
[141] ED.388(1576), v. 12b.
[142] ED.388(1576), v.13a.
[143] ED.388(1576), v. 14a.
[144] ED.388(1576), v.16a.
[145] ED.388(1576), v.16b.
[146] ED.388(1576), v.17a.
[147] ED.388(1576), v.19a.
[148] ED.388(1576), v.17b.
[149] ED.388(1576), v. 21b.
[150] ED.388(1576), v. 21b.
[151] ED.388(1576), v. 22b.
[152] ED.388(1576), v.22b.
[153] ED.388(1576), v. 24a.
[154] ED.388(1576), v. 25a.
[155] ED.388(1576), v. 25b.
[156] ED.388(1576), v. 27a.
[157] ED.388(1576), v. 29a.
[158] ED.388(1576), v.38b.
[159] ED.388(1576), v. 38b.
[160] ED.388(1576), v. 39a.
[161] ED.388(1576), v. 39a.
[162] ED.388(1576), v.39a.
[163] ED.388(1576), v. 39b.
[164] ED.388(1576), v. 39a.
[165] ED.388(1576), v. 46a.
[166] ED.388(1576), v. 46b.
[167] ED.388(1576), v. 47a.
[168] ED.388(1576), v. 54a.
[169] ED.388(1576), v. 54b.
[170] ED.388(1576), v. 54b.
[171] ED.388(1576), v.55a.
[172] ED.388(1576), v.55b.
[173] ED.388(1576), v.55b.
[174] ED.388(1576), v. 55b.
[175] ED.388(1576), v. 55b.
[176] ED.388(1576), v.56b.
[177] ED.388(1576), v. 58a.
[178] ED.388(1576), v. 58a.
[179] ED.388(1576), v. 61b.
[180] ED.388(1576), v. 62a.
[181] ED.388(1576), v.67a.
[182] ED.388(1576), v. 68a.
[183] ED.388(1576), v. 69b.
[184] ED.388(1576), v. 69b.
[185] ED.388(1576), v. 73b.
[186] ED.388(1576), v. 74a.
[187] ED.388(1576), v. 76b.
[188] ED.388(1576), v. 76b.
[189] ED.388(1576), v. 78b.
[190] ED.388(1576), v. 80a.
[191] ED.388(1576), v. 81a.
[192] ED.388(1576), v. 82a.
[193] ED.388(1576), v. 82b.
[194] ED.388(1576), v. 84a.
[195] ED.388(1576), v. 96a.
[196] ED.388(1576), v. 116a.
[197] ED.388(1576), v. 116a.
[198] ED.388(1576), v. 116a.
[199] ED.388(1576), v.133b.